Sessiz ilerleyebilir: Meme kanserinde bu işaretleri göz ardı etmeyin

Ailede görülmemesi riski sıfırlamıyor, ağrısız kitle de araştırılmalı.

Meme kanseri konusunda kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgiler, şüpheli belirtilerin önemsenmemesine ve doktora başvurunun gecikmesine yol açabiliyor. Ailede meme kanseri bulunmamasından ağrısız kitlelerin zararsız olduğu düşüncesine kadar birçok yaygın inanış gerçeği yansıtmıyor. Genel Cerrahi uzmanları, erken tanının önüne geçebilen yanlışlara karşı uyarıyor.

Özellikle “Ailemde yoksa bende de olmaz” düşüncesi kadınların risklerini olduğundan düşük değerlendirmesine neden olabiliyor. Aile öyküsü ve bazı genetik değişiklikler meme kanseri riskini artırıyor ancak hastalık yalnızca kalıtsal nedenlerle ortaya çıkmıyor. Bu nedenle ailede hiç meme kanseri görülmemiş olması, kişinin hastalığa yakalanmayacağı anlamına gelmiyor.

Ağrımayan kitle de önemli olabilir

Memede fark edilen bir kitlenin ağrı yapmaması güven verici bir ölçüt değil. Meme kanseri, özellikle erken dönemlerde ağrı olmadan gelişebiliyor. Yeni ortaya çıkan, büyüyen veya yapısında değişiklik fark edilen bir kitlenin ağrı yapıp yapmadığına bakılmaksızın değerlendirilmesi gerekiyor.

Meme ağrısı yaşayan her kadında kanser olduğu sonucu da çıkarılamaz. Hormonal değişiklikler dahil pek çok iyi huylu durum meme ağrısına neden olabiliyor. Bununla birlikte ağrının tek memede ve belirli bir noktada sürekli olması ya da kitle, meme başında değişiklik ve akıntı gibi başka belirtilerle birlikte görülmesi durumunda hekime başvurulması önem taşıyor.

Mamografi korkusu erken tanıyı geciktirmemeli

Bir başka yaygın endişe mamografinin kansere neden olabileceği düşüncesi. Mamografi, meme dokusunun düşük doz X-ışını kullanılarak görüntülenmesini sağlıyor ve henüz elle hissedilemeyen bazı kanserlerin erken dönemde belirlenmesinde önemli rol oynuyor. Bu nedenle radyasyon endişesiyle hekim tarafından önerilen taramanın ertelenmesi, erken teşhis olanağının kaçırılmasına neden olabilir.

Kişinin memesini düzenli olarak kontrol etmesi de mamografinin yerine geçmiyor. Kendi vücudundaki değişiklikleri fark etmek önemli olsa da bazı meme kanserleri ele gelen bir kitle oluşturmadan görüntüleme sırasında tespit edilebiliyor. Tarama programının kişinin yaşı ve bireysel risk durumuna göre belirlenmesi gerekiyor.

“Biyopsi kanseri yayar” düşüncesi doğru değil

Memede şüpheli bir bulgu tespit edildiğinde kesin tanı için biyopsiye ihtiyaç duyulabiliyor. Ancak toplumda karşılaşılan “Biyopsi yapılırsa kanser yayılır” düşüncesinin bilimsel dayanağı bulunmuyor. Gerekli olduğu halde biyopsiden kaçınılması, tanının kesinleşmesini ve gerekiyorsa tedavinin başlamasını geciktirebilir.

Genç yaş ve emzirme hastalığı tamamen dışlamıyor

Meme kanserinin yalnızca ileri yaşlarda görüldüğü düşüncesi de yanıltıcı. Hastalığın görülme riski yaşla birlikte yükselse de genç kadınlarda meme kanseri ortaya çıkabiliyor. Özellikle ailesel veya genetik risk taşıyan kadınların takip planları genel nüfusa uygulanan tarama programlarından farklı olabiliyor.

Emzirmenin meme kanseri riskini azaltıcı etkisi bulunabilse de hastalık ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. Emzirme sırasında ortaya çıkan sertlik ve şişlikler süt birikmesi veya enfeksiyon gibi nedenlerle gelişebiliyor. Ancak geçmeyen bir kitle ya da olağan dışı değişikliğin yalnızca emzirmeye bağlanarak uzun süre beklenmemesi gerekiyor.

Her kitle kanser değil

Memesinde kitle fark eden kadınların yaşadığı en büyük endişelerden biri bunun doğrudan kanser anlamına geldiğini düşünmek. Oysa kistler ve fibroadenomlar dahil çeşitli iyi huylu meme hastalıkları da kitleye neden olabiliyor.

Kitlenin niteliğine yalnızca dokunarak karar vermek mümkün olmadığından, gerekli görülen durumlarda ultrasonografi, mamografi ve biyopsi gibi yöntemlere başvuruluyor. Kritik nokta, kitlenin kanser olduğunu varsayarak paniğe kapılmak ya da önemsiz olduğuna karar vererek görmezden gelmek yerine tıbbi değerlendirme yaptırmak.

Meme kanseri her zaman memenin tamamen alınması demek değil

Tanı konulduğunda memenin mutlaka tamamen alınacağı düşüncesi günümüzdeki tedavi seçeneklerini tam olarak yansıtmıyor. Cerrahi yöntemin belirlenmesinde hastalığın evresi, tümörün özellikleri ve memedeki konumu ile hastanın bireysel durumu dikkate alınıyor.

Uygun hastalarda meme koruyucu ve onkoplastik cerrahi yöntemleri uygulanabiliyor. Bu nedenle memenin kaybedileceği korkusuyla muayene veya tanı sürecini ertelemek, tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini geciktirebilir.

Sağlık Haberleri

Göz sağlığında erken kontrol uyarısı
"Gencim, prostat olmam" demeyin!