Merhaba Muhabirtürk!

Eyüp Koçak

 Türkiye’de internet haber sitelerinin ilk kurulduğu zamandı. Habertürk’ün kurucusu Rahmetli Ufuk Güldemir ağabeyden bir gün randevu alıp yanına gittim.  Çok genç, daha bıyıkları yeni terlemiş, idealleri boyundan büyük  gençtim.  Amacım Habertürk’te çalışmak, Habertürk’ün yükselen marka değerine kendimce omuz vermek, Türkiye’de tanınmış bir gazeteci olmaktı. 

Elbette bu hayalleri kurarken, bir taraftan da İstanbul’da halen yayında olan, haftalık olarak çıkan Kent Yaşam Gazetesi’nde muhabir olarak çalışıyordum. İstanbul’da basın ilan kurumundan destek almadan her hafta aralıksız yayın yapmak, her babayiğidin harcı değildir. Orada emek ve alın terini iliklerimize kadar kavrarsınız.

Bir taraftan ücretsiz gazete dağıtımı yapar diğer taraftan o bölgelerde haber kovalardım.     Dünyanın en zor işini yapıyordum ama tuhaftır hiç yorulmazdım. Hayatımda en mutlu, en huzurlu olduğum zamanlar da o dönemlerdir. Bir günde belki yüzlerce kilometreyi parasızlıktan yürürdüm ama inanın hiç yorulmazdım.

İşte o günlerde Habertürk’ün kapısından içeri girdim. O zaman rahmetli Ufuk Güldemir ağabey içeride yoktu. Randevu almam gerektiğini, gelince kendisine ileteceklerini aktardılar.  Bugün Büyükşehir Belediye Basın Danışmanı Murat Ongun, Melih Meriç de o dönem Habertürk’ün kıdemli emekçilerindendi. Onlar hatırlar mı bilmem.  Melih Meriç o dönem  beni karşısına aldı, dinledi ve mutlaka Ufuk Güldemir ağabeye bahsedeceğini söyledi.  İnat ettim, Ufuk ağebey ile görüşmeyi başardım. Ama beni dinledikten sonra sanıyorum yaşımın küçük olmasından dolayı ciddiye almadı. “Ağabey bir site kuracağım, sen de benim yazarım olacaksın” deyip efelenince güldü geçti.

Kafaya koydum. O dönem internet haber sitesini açacağım. Tabi cepte beş kuruş para yok ama kendimi Habertürk’e kafa tutacak kadar güçlü hissediyorum!  O dönem çocukluk arkadaşım  Levent Bulut’un  ağabeyi, özağabeyimden farksız olan Bülent Bulut ağabeyimi aradım. Ona derdimi anlattım ve siteyi kurmam için yardım etmesini istedim. O da bana destek verince www.muhabirturk.com ‘u hayata geçirdik. Tabi mutluluktan uçuyorum. O dönem internet yeni, insanlar internete çevirmeli ağ üzerinden bağlanıyor. Bugünkü gibi sınırsız internet diye bir kavram yok!  Her şey çok pahalı. İnternet, hosting parası vs, el yakıyor…  

O dönem Facebook diye bir kavram yok.  İnsanlar, bütün sosyal hayata forum sitelerinden, mırc, msn adı verilen mesajlaşma programlarından karışıyor.

Derken, kurduğum haber sitesi bir anda çok ilgi çekti. Türkiye’nin bir çok ulusal ve yerel haber kuruluşlarında çalışan kişiler, burayı Türk muhabirlerin toplandığı bir alan haline getirdi. Bir nevi 2007 yılında gazetecilerin Facebook’unu kurmuş gibi oldum.

O dönem bize katılanlardan kimler yoktu ki!  Flash TV’de program sunan Yalçın Çakır ağabeyden; hürriyet, milliyet, Habertürk’te çalışanlar hiçbir bedel almadan gönüllü olarak Muhabir Türk’ün editör ve muhabirliğini yaptı. Muazzam bir sinerji, muazzam bir ivme yakalamıştık.

Elbette hayat şartları ve imkânlar insanı kendine getiren şeyler.  Her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi ne yazık ki sonu da vardı.  İmkânsızlıklara yenilip kapatmak zorunda kaldım. Yurt dışında olsam belki fon desteği alırdım ama Türkiye’de kim sizi takar ki?

Bu markayı 2007 yılında türlü zorluklarla kurmuş, o dönem Türkiye'de okunan bir site haline getirmiştim. Türkiye'nin en büyük haber kuruluşlarında çalışan kıymetli isimler bu markaya omuz vermiş, çok güzel işler çıkartmıştık.  İnternet haber sitesini Türkiye'de ilk hayata geçiren kişilerden biriyim.  Zaman içerisinde hayat beni farklı kulvarlara savursa da, Muhabir Türk işlevini yitirdiği zamanlarda bile, beni yalnız bırakmadı. Muhabir Türk bir nevi sırlarımı paylaştığım, kadim dostum gibiydi. Kadim dostum, meslektaşım Muhabir Türk ile geçtiğimiz günlerde saatlerce konuştuk ve bir karara vardık.  Artık yeniden sahalara dönme vakti.  Yeni logo, yeni arayüz, güncel içerik ve farklı bir konsept ile başlıyoruz.  Bu süreçte yanımızda yer almak isteyen tüm dostlara sonuna kadar kapılarımız açık. 

Haydi Bismillah...