Eyüp Koçak

Eyüp Koçak

Deprem ve yok olan insanlık..

A+A-

Geçtiğimiz hafta 10 ilde meydana gelen depremle sarsıldık.  Bugüne kadar enkaz altında yaşamını yitiren vatandaşımızın sayısı 40 bini, yaralılarımızın sayısı ise 100 bini aştı. 

Her gün televizyonda, sosyal medyada onlarca belki de yüzlerce paylaşıma maruz kalıyoruz. Enkazdan sağ kurtulanların anlattıklarıyla inanılmaz hayat hikayelerinin varlığına tanık oluyoruz. 

Ne yönünden bakarsanız acı, keder ve kadere teslimiyet var.  Zaten böylesine bir zamanda kadere teslim olmamak mümkün değil. 

İnsanlarımızın gözlerinden dökülen her yaşta bizler burada kahrolduk. Deprem bölgesinde olmasak da yaşanan acılardan orada yaşıyormuşçasına çok etkilendik.  Vatandaşlarımızın acılarına, gözyaşlarına ortak olduk, oluyoruz. 

Uzmanların bin 500 yıldır deprem olmadığını söylediği bölgede yıkılan binalar, artık bizim için acı bir tecrübeden çok daha öte. Bu acı kaybın telafisini yeni yerleşim yerleri yaparken yapabiliriz.  Depremin meydana geliş şekli, şiddeti de önemli. Yerin 7 km altında meydana gelen 7.2 ve 7.6 altı şiddetindeki depremler, uluslararası deprem araştırmaları için de önemli bir örnek teşkil ediyor. 

Bu yüzden artık bina yaparken sadece bina kolonunun taşıyıcılığına değil, söz konusu yerde fay hattının olup olmadığına bakılması gerekiyor.  Yıkılan birçok bina ile ilgili öğrendiğimiz o korkunç detaylar, yeni depremlerde can kaybı yaşamamızın önüne geçebilir. 

Ülkece bir türlü bitmek bilmeyen zorlu süreçlerden geçiyoruz. Öncesinde Korona virüs salgını ile sarsıldık. Ardından ekonomik kriz şimdi ise deprem… 

Bu üçünde de toplumumuz çok ciddi bir sorunla, “fırsatçılık” ile mücadele etmeye başladı. 

Yaşanan acıları katmerleyen bu fırsatçılığın topyekûn toplumun literatüründen çıkarılması gerekiyor.  Ekonomi krizi fırsat bilen gıda veya zincir marketlerinin fiyat artırımları; savaşı ve depremi fırsat bilen gözü doymaz ev sahiplerinin yüksek kira artışlarına devlet olarak topyekûn bir önlem almaz isek yaşanan acıları, toplumsal bunalıma dönüştürmüş oluruz.

Bu fırsatçılara “dur” denmedikçe, yaptıkları yanlarına kar kaldıkça daha fazla cesaret alıyorlar. 

Kimileri bu fiyat artışlarından emlakçıları sorumlu tutuyor. Emlakçıların bir kısmı ise yaşanan durumdan ev sahibini sorumlu tutuyor. 

Yani suç konusunda herkes topu birbirine atıyor. 

Depremde yaklaşık 4 milyon insan, topraklarını zorunlu terk etmek durumunda kaldı. Para yok, iş yok, gelecekleri belli değil. Buna ek olarak en sevdiklerini enkazda kaybettiler. Her yönden kaybetmiş insanlarımıza bu davranış reva mı, soruyorum size? Bu insanların geldiğini gören fırsatçı ev sahibi ve emlakçıların fahiş kira artışlarına devlet olarak neşter vurmak gerekmiyor mu? 

Bunun için ne, niçin bekleniyor anlamak mümkün değil. 

Peki ne yapılmalı?

Ekonomik krizi ve depremi bahane eden fırsatçıların elde ettiği tüm gelire devlet el koymalı. Vergi dilimi bu insanlar için inanılmaz derece artırılabilir. Tıpki kendilerinin fiyat artışı yaptığı gibi devlet, laf anlamaz söz dinlemez gözü doymaz ev sahibi ve zincir marketlere vergi veya cezalarla yaptırım uygulamalı. 

Bir taraftan bu yapılırken; dürüst ev sahibi ve işletmeler ödüllendirilmeli.  Aksi takdirde, toplumda karamsarlık ve ruhsal bunalım daha fazla artacak. 

 

 

Bu yazı toplam 557 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.